Coğrafya Kaderdir ve Bu Kaderin Getirdiği Sorunlar

Coğrafya kaderdir, nerede doğarsan oranın kirine, çerçöpüne batar,oranın suyuyla yıkanır,oranın güneşiyle kavrulursun; oranın iklimi biçimlendirir geleceğini. Öyleki dünyanın bir ucunda ölsen dahi, bedeninde doğduğun coğrafyanın izlerini taşıyarak veda edeceksin bu dünyaya. Çünkü bir kere yazıldı anlına. Ve asıl acı olan ne biliyor musun, memnun olmasan dahi bunu değiştime imkânın olmaması. Demiş ya üstad “Coğrafya kaderdir…” 
İbn Haldun’a ait olan bu söze takılı kaldım. Hiç düşündünüz mü bu cümleyi ilk duyduğunuzda ne demek istiyor? diye. Ben bu cümle ile yaklaşık üç yıl önce karşılaştım. İlk duyduğumda pek anlam veremedim. O yüzden çok üstünde durmamıştım. Yıllar sonra yine bir yazının satırlarında rastladım kendisine. Sanırım daha fazla gözardı etmemeliydim. O zaman irdeleyelim birlikte bu cümleyi, bakalım hangi derin meselelere değineceğiz.
Dünya’ya gözümüzü açtığımız; mahallenin, ilçenin, şehrin, bölgenin, ülkenin ve kıtanın hiçbirinin seçim hakkına sahip olmadan, bu milyarlarca ihtimalden sadece birinin sonucunda herhangi bir coğrafyada dünyaya geliyoruz ve hayatımız şekillenmeye başlıyor. Hiç kimse doğum yerini seçme şansına sahip olamadığı için bir masal diyarına düşme ihtimalin de var veya bir cehennemin ortasına düşme ihtimalin de var. Tamamen kadere teslim olmuş bir ihtimalden bahsediyoruz. Bu yüzden her coğrafyanın ırkı,dili, kültürü, geleneği farklıdır.
Hiçbir coğrafyanın diğerine üstünlüğü yok, her coğrafya farklılığıyla özel ve güzel. Neden bunu görmezden gelip kendi coğrafyamızla üstünlük kurmaya çalışıyoruz ki…Coğrafyalara üstünlük atfedilmesi, diğer coğrafyalardan daha üstün görülmesini asla kabul etmiyorum. Vazgeçin artık insanların ellerinde olmayan bu yaradılış özellikleriyle onları yargılamaktan. Yaratıcı her varlığı eşit yarattı. Yok eğer böyle adaletsiz bir yaradılışın olduğunu idda ediyorsanız, kusura bakmayın, benim böyle adaletsiz bir tanrı tasavvurum yok. 
Bugün yeryüzünde milyonlarca insan değiştiremedikleri bu kader yüzünden doğuştan suçlu görülüyor. Oralarda yaşadıkları için farklı ırklara ve kültürlere sahip olan bu insanlar, sözüm ona gelişmiş coğrafyalar tarafından yıllarca küçümsenmiş, ezilmiş ve sömürülmüştür. Bu konuyla ilgili araştırma yaparken, dünyanın gelişmemiş – daha doğrusu gelişilmesine fırsat verilmemiş- coğrafyalarında yapılan kamera çekimlerini izledim. İnsalık onuruna dokunan bir manzarayı gözlemledim. O coğrafyada yaşayan insanların yüzlerine dikkatlice bakın, hep çekingendirler. Korkuyla yüzlerinize bakarlar, çünkü yıllarca yaşadıkları bölgenin getirdiği farklılıklardan dolayı kabul edilmemiş ve hor görülmüştür. Bunu yapanda sözüm ona dünyanın süper güçleri diye tanınan metropolitan coğrafyaları ve bu coğrafyalar medeniyetin beşiği olarak tanımlanır. Yıllarca o insanlara, ikinci sınıf insan muamelesi yapıp, önemli gelir kaynakalrını insafsızca ellerinden alıp, hatta bu iş gücünü bile yerli halkının sırtına yükleyip, sonunda da sömürülmüş bu toprakları onlara miras bıraktılar. Bu muameleyi reva gören bu devletlerde; özgürlük, demokrasi, insan hakları naralarının en çok duyulması da ayrı bir tartışma konusu. Ben birileri bu devletlere ” Gerçekten medeniyetin beşiği misiniz?” diye sormalı. Çuvaldızı önce kendimize batırmalıyız diye düşünecek olursak çok uzağa gitmemize gerek yok kendi ülkemizden de örnekler verelim. Eminim sizler de çok defa şahit olmuşsunuzdur bu coğrafi farklılıkların oluşturduğu sorunlara. Ülkemizde bunun en uç örneği “Doğu” diye anılan Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgelerimizdir. Yıllarca batı illerimizdeki bazı kesimler doğudaki vatandaşlarımıza ikinci sınıf insan muamelesi yaptı. Irklarından, dillerinden, yaşam koşullarından ve kültürlerinden dolayı küçümsendiler. Nesillerin zihninde “Doğu” bir gerikalmışlığın, bir medeniyetsizliğin simgesi olarak kaldı. Öyle ki orda yaşamını sürdüren vatandaşlarımızın bile bunu bir şanssızlık veya bir eksiklik olarak görmesine neden oldu. İnsalara bu kadar Doğu’yu kötü gösteren medyanın da payını unutmamak lazım. Çekilen film ve dizilerde, genelde o coğrafyanın yanlış davranışları üzerinde duruluyordu. -ki dünya üzerinde her bölgenin yanlışları vardı ve bu gözardı edildi.- doğunun güzelliklerine çok az yer verildi. Batı illerin gözünde doğu insanı cahil, barbar, medeniyetten uzak bir bölge olarak gösterildi. Bu şekilde ne yatırımlar yapılabildi o topraklara ne de halk oraya teşvik edilebildi. Bana abartıyorsun diyenler cevabım; hâlâ bu ülkede zorunlu doğu görevi var.Çoğu devlet çalışanlarımızı, bu topraklara zorunlu görev icabı olarak gönderiyoruz. Hâlâ o topraklarda yaşamak istemiyor insanlar, hâlâ kendi coğrafyalarını terkedip büyük şehirlere giden yerli halk var ve hâlâ doğu denilince insanlar geri adım atıyorlar. Haliyle gerikalmışlığın sebepleride bu şekilde ortaya çıkmış oluyor. İşte bahsettiğim konu tam olarak bu. Kaderleri olan bu coğrafyanın getirdiği farklılıklar yüzünden bu insanlar bedel ödüyor. Size buna benzer yeryüzünde yüzlerce örnek verebilirim. Bana göre insanlık tarihinin %90’nını bu coğrafi farklılıkların getirdiği sorunlar oluşturur. İnsanlar her coğrafyaya özel olan bu farklılıkları kabul etmediği sürece, dünyada ki kaoslar son bulmayacaktır.
Gelin dostlar, İbn Haldun’un bu neciz cümlesini kendimize rehber edinelim. Kimseyi doğduğu, yaşadığı coğrafyayla yargılamayalım. Coğrafya insanoğlunun kaderidir. Ben bunu bir bahçeyi güzelleştiren rengarenk çiçeklere benzetiyorum. Aslında bizde yeryüzünü boyayan rengarenk çiçekler gibiyiz. Dünyayı güzelleştiren milyonlarca farklı güzellik. Keşke ömrümüz ve imkânlarımız el versede her birimiz bu farklı coğrafyaların havasını yakından soluyabilsek, belki o zamn yaratıcının, bu – güzel- kaderinin güzelliğini idrak edebiliriz. Çocukalrımıza insanların coğrafyalarından dolayı kınanmaması gerektiğini, bunu seçim şansımızın olmadığını, bu farklılıklar olmadığında dünyanın eksik ve anlamsız olacağının bilincini verelim.
İşte tüm bunlardan dolayı ne zaman bir insanı başkasına doğup, büyüdüğü, yetiştiği coğrafya hakkında üstünlüklük kurmaya çalışırken görsem aklıma bu söz geliyor artık.”Coğrafya Kaderdir…” kimse doğacağı coğrafyayı seçemiyor, mühim olan kendini yetiştirip, düşüncelerini seçip filtreleyebilmesi. 
Bütün ayrışmaların bittiği her insanın dinini dilini ırkını özgürce yaşayıp bundan dolayı kınanmadığı bir gelecek olması umuduyla.. 🎈🦋

Havva Nur Akıncı
Latest posts by Havva Nur Akıncı (see all)

Havva Nur Akıncı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Sarı Saçlı Yetim Papatyam

Pts Eyl 21 , 2020
Sarı Saçlı Yetim Papatyam Boynu bükük bir çiçek(yetim) sesleniyor anne anne ben buradayım…Kalkamıyorum, yürüyemiyorum,evladımı öpemiyor koklayamıyorum. 🙁Boynu bükük çiçegim tüm yaz ve sonbaharı soğuk uykuda […]

İlgili İçerikler